Bu topraklar önce türümüzün gezginliğine tanıklık etti. Tarih öncesinin göçebeleri, Afrika’daki ilk bölgelerini terk ettiklerinde coğrafyamızdan geçip uzak Asya’nın, Avrupa’nın topraklarına geçtiler. Avrasya’nın bereketli toprakları üzerinde avlandılar, avladılar ve yaşamlarını sürdürmenin daha ilginç yollarını buldular. Mağara duvarlarına resimler yaptılar, sesleri taklit ettiler ve gırtlaklarının gelişimiyle birlikte sesleri eğip bükmeyi öğrendiler. Elleri ve dilleri ayrı ayrı çalıştı ve diğer türlerle birlikte sesler ve renklerden oluşan, ihtilaflar ve ittifaklarla örülü bir dünya yarattılar. Önce keyif verici maddelerle bir tür ilkin tarım yarattılar. Besinlerini toplar ve avlarken, keyifleri için bitki yetiştirdiler.
Sonra Bereketli Hilal’e kuraklık çöktü.
Bu coğrafya insalığın en acılı “devrimine” tanıklık etti: neolitik devrim. Tarım besleyici gıdalara yayılırken, arkasında diğer türdeş toplulukları gıda ve zenginlik için işgal eden toplulukların zoru vardı. Sivreltilmiş çubuklar tarım emekçilerinin sırtlarını dürttü, gerektiğinde saplandı. Göçebe bir topluluğun diğerini işgal ettiği noktada Devlet denen o canavar ortaya çıktı.
İşte o gün bu gündür eşitsizliğe karşı eşitlik arayışı büyük bir anlatı, bir din, bir tılsım, gerektiğinde bir mitoloji gerektiğinde bir ağıt olarak ortaya çıktı. Eşitlik iddiası türdeşlerimizin çağlar boyu kesintili, kararlı ve kararsız, anlık ve kalıcı hayali olarak belirdi.
Bugün geldiğimiz noktada Kürdistan’ı sömürgeleştirmiş, Ermeni Soykırımı’nu icra etmiş dehşetli bir kapitalist devletin altında yaşıyoruz. Bu ortaklığın icracıları olarak, kapitalizme karşı duran, kapitalist formasyonun işleyişini en ücra köşelere kadar genişletmeye gönüllü olan ortakları arıyoruz.
Salgın koşullarının bariz eşitsizlikleri bir kat daha vurguladığı, denetim toplumuna özgü biyoiktidarı bir kez daha işler kıldığı koşullarda, komünist iddianın peşine düşmeye arzu duyan dostları arıyoruz. “İnsanlığın” kendini merkezden ettiği bir komünizmi hayal ediyoruz. Ki kozmolojik olarak asla merkezde olmadığı düşünülürse, bu Althusser’in de vurguladığı “ideolojinin” yerinden edilmesi anlamına gelecektir.
Bize ulaşın: